Şehir yine süslendi.
Meydanlar doldu, sahneler kuruldu, fotoğraflar çekildi.
Güller açtı.
Açmasına açtı da, insan bazen başka şeyleri de merak ediyor.
Bir gülün hikâyesi kaç gün sürer?
Bir festivalin coşkusu ne kadar yaşar?
Sahnedeki ışıklar söndüğünde, geriye ne kalır?
Bu şehir yıllardır gül ile anılıyor. Belki de Türkiye'de adı gülle en çok özdeşleşen şehirlerden biri. O yüzden festivaller olsun, etkinlikler olsun elbette yapılmalı.
Ama insan yine de düşünüyor.
Gülü sadece yılda birkaç gün mü hatırlıyoruz?
Yoksa onu gerçekten bir değer olarak yaşatabiliyor muyuz?
Çünkü gül, yalnızca fotoğraf çektirilecek bir dekor değil.
Bir emek.
Bir üretim.
Bir geçim kaynağı.
Bir kültür.
Festival alanında dolaşırken insanların yüzündeki mutluluğu görmek güzeldi. Çocukların koşuşturması, ailelerin birlikte vakit geçirmesi, şehirde oluşan hareketlilik de öyle...
Fakat asıl mesele, festival bittikten sonra başlıyor.
Gül üreticisinin yüzü gülüyor mu?
Gençler bu şehirde kalmak istiyor mu?
Şehrin markası gerçekten güçleniyor mu?
Sorulması gereken sorular biraz da bunlar.
Yanlış anlaşılmasın...
Festival yapılmasın demiyorum.
Tam tersine yapılsın.
Ama her festivalin sonunda geriye yalnızca birkaç fotoğraf değil, kalıcı bir iz de kalsın.
Çünkü bazı çiçekler birkaç gün yaşar.
Bazı şehirler ise bıraktıkları iz kadar hatırlanır.
Ve gül...
Sadece açtığında değil, şehre değer kattığında güzeldir.
— Sivrisinek



